“Hikayem babamın 1996 yılındaki vefatıyla başladı. Aynı iş yerinde çalışırken tanıştım onunla. Bir yıl içinde de evlendik. Bu kararı almadan önce ailemle tanışmaya gittiğimizde karşı çıktılar bize; ‘Daha çok erken’, ‘Bize yakışmaz, kültür farkı var’ dediler hep. Henüz 19 yaşındaydık ikimiz de. Hal böyle olunca biz de saklanmaya, başka şehre gidip evlenmeye karar verdik. Antalya’da bir arkadaşımda kaldık bir hafta ve gizlice nikah kıydık. O arada İstanbul’da aileler arasında bir sürü olaylar, tartışmalar olmuş. Bir süre sonra bize ulaşıp geri dönmemizi istediler, karşı çıkmayacaklarını söylediler. Gelir gelmez düğün yaptık. Babası bir süre benimle konuşmadı. Ta ki gerçekte nasıl bir adam olduğumu görene dek… Şimdi herkesten çok değer verir bana.

"KISKANÇLIK KRİZLERİ BAŞLADI"

Neyse, evlendikten sonra bir süre her şey yolunda gidiyor gibi gözüküyordu. Ancak ilk kırılmalar başlamıştı. Ben moda fotoğrafçısıyım ve mesleğim dolayısıyla devamlı kadınlarla çalışıyorum. Gün geçtikçe şiddeti biraz daha artan kıskançlık krizleri evde baş göstermeye başlamıştı. O arada bir kızımız doğmuş ve ben henüz 20 yaşında baba olmuştum. Yani sorumluluklar da iki katına çıkmıştı. Çocuk doğunca eşim işini bırakmak zorunda kaldı. Ve tabiri caizse bana sardı. Her gün iş saatleri boyunca telefonlar açıyor, 3-4 saat beni telefonda tutuyor, genellikle küfredip bağırıp çağırıp kavga ediyordu. Telefonda konuşurken arkadan bir kadın sesi gelsin kıyamet kopuyordu. O derece kıskançtı. Ben de çocuk olduğu için acil bir durum, bir terslik olabilir kaygısıyla açıyordum telefonlarını. Sonra bu hassasiyetimi bana karşı kullanmaya başladı. Tek isteği benim mutsuz olmamdı. Hiç arkadaşım olmasın, hep yalnız kalayım istedi, kendi ailemden bile uzaklaştırdı beni. 16 yıl, boşanana dek telefon tacizleri ve kıskançlık krizleriyle geçti. Ben de bütün bu yıllar boyunca ayrılığın planını yaptım. Kızım ilkokulu bitirene dek beklemek istedim. Ama o arada çok büyük eziyet çektim, ağır bir süreç geçirdim. Kendimi acındırmak için anlatmıyorum asla bunları. Belki de böyle olması gerekiyordu. Aşırı sabır var bende de, öyle yetiştim. Bu sayede dayanabildim.

"EVİ OTEL GİBİ KULLANMAYA BAŞLADIM"

Bu dönemde eve çok geç gitmeye, daha çok iş almaya başladım. Evi otel gibi kullanıyordum. Hiç konuşmamaya başladım. ‘Ne kadar az görürsem o kadar iyi’ dedim kendime ki bence uzun evliliğin sırrı da bu. Bugün ise evliliğe hiç inancım yok, tamamen toplum dayatmasından ibaret bir durum. Aşk kanuni hale gelince, kaybetme korkusu bir imza karşılığında teslim edilince her şey değişmeye başlıyor. Hep derler ya ‘büyü bozuluyor’ diye, çok doğruymuş. Evlilikte sen ne kadar verirsen o kadar eksiliyorsun. Halbuki ben hep saygılı olmaya çalıştım, o üzülmesin istedim. Bireysel boşluklara, herkesin özgür bir alanının olması gerektiğine inandım. ‘Peki, her şeye niye katlandın?’ derseniz, kızım için yaptım. En son beni evden kovmaya bile başlamıştı. Bütün bunların nedeni olarak da onu aldattığımı gösteriyordu. Çalıştığım bütün kadınlara takmış durumdaydı ve mutlaka biriyle ilişkim olduğunu iddia ediyordu.

"DAVA GÜNÜ 'BEN BOŞANMIYORUM' DEDİ"

Ben de artık boşanma davası açmaya karar verdim ve yaptım. O da anlaşmalı boşanmayı kabul etti. Sonra dava günü geldi çattı. Salona girmeden hemen önce kapıda bana dönüp; ‘Ben boşanmıyorum’ dedi ve arkasını dönüp gitti. Ben de inadına içeri girdim ve iki yıl boyunca devam eden bütün duruşmalarda da kendimi avukat dahi tutmadan savundum. Ama o hiçbir duruşmaya gelmedi ve nihayetinde hakim karşı tarafın savunması olmadığından bizi boşama kararı aldı. İlk kez o gece rahat uyudum. Kendime bir ev tuttum. Başka ilişkilerim oldu ama hiçbiri ciddi değildi. Çünkü sonunda gördüm ki bütün kadınlarda bir sorun çıkıyor. Bir tanesi sadece telefonunu açmadım diye başka bir adamla birlikte olmuştu. Bir diğeri inanılmaz seksiydi ama iki kelime dahi konuşamıyorduk.

"MÜKEMMEL AŞK OLMAMALI"

O arada izlediğim ‘Mr. Nobody’ filmi beni çok etkilemişti. Bir sicim teorisinden bahsediliyordu; ne yaparsan yap sonuç aynı yere gidiyordu, sadece aynı şeyleri farklı yollardan yaşıyordun. Bir insanın kendine göre birini bulması mucize. Belki de doğanın kanunu bu. Mükemmel aşk olmamalı, artılar ve eksiler birlikte olabilmeyi başarmalı. İki yıl böyle yaşadım. Ara ara hep düşündüm, başka bir seçim yapsaydım hayatım nasıl olurdu diye. Bu kadar deli bir kadınla evlenmiştim ama bunca yıl beni ona bağlayan şeylerden birini daha bu sürede fark etmiştim; ahlaklı oluşu. Ayrı olduğumuz dönemde de öncesinde de birini hayatına sokmayı bırakın, kimseye yan gözle bile bakmamıştı. Yine de içimde ne aşk, ne sevgi, ne şehvet ne de özlem kalmıştı. Her şeyi tüketmişti. Sadece çocuğumun annesi olduğu için saygı duyuyordum.

"BİR KEZ OLSUN 'ÖZLEDİM' DEMEDİ"

Ayrı olduğumuz süre boyunca beni sadece çocuğumla ilgili bir şeyler istemek için aradı, genelde de onun ne kadar kötü durumda olduğunu anlatıyordu. Bir kez olsun, ‘Özledim’, ‘Eve geri dön’, ‘Seni seviyorum’ demedi. Hayattan bir türlü tatmin olamadı. Hep mutsuzdu. O dönem kızım bu durumdan çok kötü etkilenmeye başladı. Evden kaçmaya çalışıyordu. Pedagoga götürmeye başladık. Bunun üzerine hayatımda bir dönüm noktası olacak kararı aldım ve bazı günler gidip ailemin yanında kalmaya başladım. Sonunda ayrı tuttuğum evi tamamen kapattım. Eşyalarımı sattım. Yanına geri döndüm. Yani boşanmıştık ama beraber yaşamaya başlamıştık. Kızıma da bu durumu tüm şeffaflığıyla açıkladık.

"ARTIK KARŞIMDA BAMBAŞKA BİR KADIN VARDI, SAKİN VE ANLAYIŞLI"

Ancak bu kararla birlikte sanki karşımda bambaşka bir kadın vardı. Sakin, anlayışlı, pozitif ve alttan almasını bilen bir kadın. Belki büyümüştü, belki ayrılık gözünü korkutmuştu ama şu bir gerçek ki aradaki evlilik  bağının kalkmasıyla kaybetme korkusu geri gelmişti. Her şeyin başı olan o korku... Korku olmayınca aşk bile mümkün olmuyordu, çok iyi anlamıştım. Boşanmak bize iyi gelmişti. Çünkü esasında ikimiz de evliliğin ciddiyetini hiçbir zaman kavrayamamıştık"

Bu yazı Elele dergisinden alındı

Misafir Avatar
İsim
Email
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.