Osmanlı Devleti’nin en meşhur Şeyhülislamlarından olan Kemâl Paşazâde, devrinde husûsiyle İran’ın tesiriyle bâtınî fırkaların Osmanlı toprağına yayılmak yolundaki faâliyetlerini engellemede büyük gayretler sarf etmiştir. O, bu bâtınî ve sapık yollara düşenlerin bir kısmının hak ve hakîkat iştiyâkını sapık bir şekilde tatmîne uğraşanların engellenmesine mukâbil, böyle kimselere şerîatin özü demek olan gerçek tasavvuf yolunu göstermiş ve bu hususta şerîat-tarîkat âhengini sağlayan kıymetli görüşlerle insanları tenvîr etmiştir. Bu istikâmette gerçek bir şeyhte bulunması gereken alâmetleri de şöylece sıralamıştır: 1-Mürîdinin dînî ve dünyevî şüphelerini giderecek kadar âlim olması, 2-Dün­yaya meyil ve muhabbetten uzak durup hevâ ve heveslerin esiri olmaması, 3-Diğer insanların ve mürîdlerin elinde bulunan imkâna tamah etmeyip müstağnî 4-Bütün fiil ve sözlerinin şerîate muvâfık olması. Eğer bu vasıflar bir kimsede bulunmuyor da o kimse şeyhlik iddiâ ediyorsa, müteşeyyihtir, yani şeyh müsveddesidir. Çünkü şeyhin ve mürîdin ilk va­zi­fesi, şerîati bilmektir ki, bu, Allah ve Rasûlü’nün emir ve yasaklarından ibârettir. Bu dört şartı kendisinde cemeden şeyhin tâlim ve na­si­hati ise, mak­bûl­dür ve böyle bir zât, Allah ve Rasûlü’nün gerçek halîfesidir. Bunun aksi durumdakiler ise, ancak şeytanın halîfeleridir.