Kur'an-ı kerimde motomot vatan hainliği değil de meşru devlet düzenine isyandan, yol kesmekten, eşkıyalıktan, terörizmden, fitne fesat çıkarmaktan, güvenliği ve kamu düzenini bozmak için silahlı teşkilat kurmaktan bahsedilir. Bu gibi faaliyetlerde bulunan insanlara çeşitli ayetlerde rastlarız: “Allah ve Resûlüne karşı savaşan ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri ya asılmaları yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu onların dünyada çekecekleri rezilliktir, âhirette ise onlara büyük bir azap vardır.” (Maide, 5/33) "Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle vuruşursa, onların aralarını bulun. Buna rağmen biri öbürüne saldırırsa, bu saldıran tarafla, Allah’ın emrine dönünceye kadar siz de vuruşun. Döndüğü takdirde aralarını hakkaniyetle düzeltin ve hep âdil olun, çünkü Allah âdil davrananları sever." (Hucurât, 49/9). Bu minvalde bu bahis, tefsir ve fıkıh alimlerinde kılı kırk yararak incelenmiş ve üzerine bir hayli literatür oluşturulmuştur. Resulullah (s.a.s.) "Cezası en çabuk verilen şerr-i bağy"dir." buyurmuş, İmam Cafer-i Sadık da, "İblis, ordularına emreder: 'Aralarına haset ve bağy ekin, çünkü bunlar Allah katında şirke denktir.' der" demiştir.  Bir ayet-i kerimede ise şöyle buyrularak silahlanmanın ancak zulme uğrandığında meşru olduğu ve terörizmin affedilecek bir günah olmadığı vurgulanmıştır: "Bir kötülüğün karşılığı, misli bir kötülüktür. Kim affeder ve ıslah ederse sevabı Allah'a aittir. O, zalimleri sevmez. Kim de zulme uğradıktan sonra yardımlaşırsa, onların üzerine yol yoktur. (Kendilerine bir şey yapılmaz, ceza verilmez). Yol ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yerde bağy edenler üzerinedir. Onlardır acıklı bir azabın kendileri için olduğu kişiler." (Şûrâ, 42/40-42)