1- BENİM KALBİM TEMİZ Bu yalan, nefsin en temel savunma mekanizmalarından olup takva yolunda nefsin kendisinden daha iyi bir kişiyle karşılaştığında başvurduğu hilelerden biridir. Mesela yapmamız gereken şeyleri yapmadığımızı hatırladığımızda nefsimiz hemen fısıldar: "Benim kalbim temiz, benim kimseye zararım dokunmuyor, önemli olan kalp temizliği zaten..."  Oysa Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Onlar ki, (bazen hatâ ederek işledikleri) küçük günahlar hâriç, büyük günahlardan ve fuhşiyâttan (mutlaka) kaçınırlar. Şübhesiz ki Rabbin, mağfireti pek geniş olandır. O sizi, gerek yerden (topraktan) yarattığı zaman, gerekse siz analarınızın karnında bir cenin iken en iyi bilendir. O hâlde nefislerinizi temize çıkarmayın! O, takvâ sâhibi olanı en iyi bilendir.” (Necm Suresi 32) Ayrıca yalnızca imana sahib olmak ve “kalbin temizliği” kurtuluşumuz için yetecek olsaydı; Rabbimiz Kuran’ı Kerim’de cennete girecek olanlar için sıklıkla “iman edip salih amel işleyenler” lafzını kullanmazdı. Ameller ile ilgili Kuran’ı Kerim’de yaklaşık 114 ayet bulunmaktadır. 2- BİR DEFADAN BİR ŞEY OLMAZ Sigara, uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddelere müslümanların bu tuzakla çekildiği malumunuz... Fakat keşke doğru olsa! Bir kere bulaşıldı mı maalesef günah da uyuşturucular gibi derhal bağımlılık yapıyor ve bünyeyi pençesinde kıvrandırmaya başlıyor. Tekrarlana tekrarlana o günah manevi yaralara ve hastalıklara dönüşüyor, ve bizi Allah’tan uzaklaştırıyor. “Her bir günahta küfre (Allah’ı inkara) giden bir yol vardır” sözü bu şekilde önemsenmeyen günahların insanı küfre götüren yolda bir “ilk adım” niteliğinde olduğuna açık bir delil. 3- HERKES YAPIYOR Kendi günahlarımıza çevremizdekilerin günahlarından örnekler getirerek gafletimizi örtme çabamızdır bu... Kılıf uydurmaktır günaha yani... Ana babaya saygısızlıkta tutun, zinaya kadar pek çok günah çevremizdekilerin de yaptığına şahit olduğumuz ve kendimize bu sözü söylediğimiz için nazarımızda normalleşiyor. Halbuki herkes tek başına ölecek, tek başına kabre girecek ve tek başına hesap verecek. Bu konuda ayet-i kerimede şöyle buyruluyor: “O, kimsenin kimseye bir faydasının olmadığı gündür. Hüküm o gün Allah’ındır.” (İnfitar Suresi 19) 4- DEVİR DEĞİŞTİ Güya bazı şeyleri eskiden yapmak çok "ayıptı", çok "günahtı" da artık değil! Oysa Kur'an-ı kerim evrenseldir. Bütün çağlara ve yerlere hitap eder. Koyduğu yasaklar kıyamete kadar geçerlidir. Bazı günahların günümüzde daha yaygın olması onları helal yapmıyor... 5- SONRA YAPARIM Namazı ele alalım mesela... Okul bittikten sonra, evlendikten sonra, emekli olduktan sonra... derken nefsimiz namazı sürekli erteleyerek hiç kılmamayı planlıyor. Halbuki ölüm ani ve kesin. Kısacık ömrümüzün ne zaman biteceği malumumuz değil. Hadis-i şerifte buyrulduğu gibi "Erteleyen, helak olmuştur!" Yani Allah'ın davetine şu an, hemen ve derhal icabet etmemiz lazım! Hadis-i şerifte ertelemeyi alışkanlık haline getiren günahkarlarla ilgili şöyle buyruluyor: “Böbürlenip kibirlenen, fitnecilik yapan kimse olmayın; iyi, güzel şeylerin ticareti dışında ticaret eden de olmayın. Muhakkak ki, onlar amellerini geriye erteleyen / yarıncı kimselerdir.” (Müsned, 1/129 bk. Mecmau’z-Zevaid, 5/172) 6- ALLAH AFFEDER Allah’ın yalnızca affediciliğini öne çıkararak, insanı amelden ve hayırdan uzak tutmak şeytanın ve onu dinleyen nefs’ül emmarenin (kötülüğe davet eden nefsin) en büyük kozlarından biridir. Zira ayette buyruluyor ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın va’di haktır. Öyle ise dünya hayâtı sakın sizi aldatmasın! Ve sakın o çok aldatıcı (şeytan), sizi (isyâna sürüklerken) Allah(’ın affına güvendirmek) ile kandırmasın!”(Fatır Suresi,5) İnsan bir günah işlediğinde, şeytan hemen ona Allah’ın affediciliğini öne sürer ve “Birşey olmaz, Allah affeder” der. Bunu dinleyen nefis de günah işlese bile nasılsa affolunacağını düşünerek hiç çekinmeden günahlara girebilir. Halbuki kimi affedip kimi affetmeyeceğine ancak Cenab-ı Hak karar verir. Şeytan bu noktada Allah’ın “Kahhar” (Kahredici) olan ismini bize unutturur; ta ki her müminin sahip olması gereken Allah korkusunu tamamen çekip alıncaya kadar.. Bizler ise, korku ve ümid arasında olmalıyız. Yani Cenab-ı Hakk’tan hakkıyla korkabilmeli ve aynı zamanda O’nun rahmetinden asla ümid kesmemeliyiz. “Onlar, korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler.” (Secde,16) ayetinde bildirildiği gibi.  “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, ölüm halinde bulunan bir gencin yanına gitti. Gence: – Kendini nasıl buluyorsun, diye sordu. Genç: – Allah Tealâ’nın rahmetini umuyorum. Günahlarımdan da korkuyorum, dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v).: – Bir kulun kalbinde bu ikisi bir araya gelirse, Allah Tealâ o kula umduğunu verir, korktuğundan emin kılar, buyurdu.” (Tirmizî; İbn Mace) 7- BU KADAR ABARTMA Bunu hem kendi nefsimizden, hem de dini anlamda bir girişimde bulunduğumuz zamanlarda çevremizdeki insan şeytanlardan duyarız. Namaza başladınız ya diyelim, teheccüde niyetlenseniz "Bu kadar abartma!" derler... Tesettürünüzü ilerletip daha mükemmel hale getirmeye kalksanız "Bu kadar abartma!" derler... Sonu yok. Hasılı kelam nefsimiz; son nefes gelinceye kadar ise bize karın ağrısı çektirir. Daha acısı ise, bunun bizi ebedi ticaretten mahrum bırakması ve Allah muhafaza nefsin kendi kendisini cehenneme sürüklemesidir. “Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?” (En’am, 32)