Rasûlullah (sav) buyurdular: “İnsan ihtiyarlasa bile, onun iki duygusu hep genç kalır: Biri çok kazanma hırsı, öteki çok yaşama arzusu” (Buhârî, Rikak 5; Müslim, Zekât, 115) Cenâb-ı Hak ise şöyle buyuruyor: “De ki, Rabbimin rahmet hazineleri sizin elinizde olsaydı, onu harcayıp tüketmekten korkar, cimrilik ederdiniz. Zaten insan da pek cimridir.” (İsrâ, 100) Çok kazanmak elbette haram değil. Hatta İslam'ın ölçüleri içinde olduğu zaman dinimizce teşvik ediliyor. Zira helal rızıkla ekmeğini çıkaran zengin müslüman; zekatını ve sadakasını verir; fakir fukaranın sırtından dert yükünü alır. Ve hem müslüman kardeşlerini mutlu eder, hem Allah Teala'yı... Zengin olabilmek için de, insanda çok kazanma arzusu bulunmalıdır. Ama gönüldeki bu çok kazanma duygusu ona âhiret hayatını unutturuyorsa, dünya sevgisi onu esir alarak bütün gönlüne el koyuyorsa, o takdirde bu duygu son derecede tehlikeli bir hâle gelmiş demektir. Yine de binlerce elhamdülillah ki Allah Teala bizlere İRADE dediğimiz elmas madenini ihsan buyurmuş. Üstelik bu elmas madeni sabır ve oruçla ve takvayla törpülendikçe daha da ince işçilikli, muhteşem bir pırlanta haline dönüşme ihtimaline sahip... Kanaatkâr olmak, Allah Teâlâ’nın verdikleriyle yetinmek güzel bir huydur. Açgözlülük insanı dünyada huzursuz ettiği gibi, onu haksızlığa yönelteceği için ahretini de perişan eder.